19 Mayıs 2016

BİR SAKLI HAZİNE: ANAVARZA ANTİK KENTİ

OLİMPİYAT ŞEHRİ ANAVARZA

Seyhan ve Ceyhan ırmakları arasında uzanan ülkemizin en verimli ovası Çukurova’da M.Ö. 1 yüzyılda kurulan Anavarza, Türkiye’de henüz yeteri kadar tanıtımı yapılamamış, mimari eserleri tam anlamıyla ortaya çıkarılamamış önemli bir antik kenttir. “Yenilmez” anlamına gelen Anavarza, sadece bir millet ve bir medeniyete ait olmayıp birkaç medeniyetin izlerini taşıması bakımından ayrı bir öneme sahiptir. 4000 dönüm arazisiyle Anadolu’nun en büyük antik kenti olma özelliği taşımaktadır. Günümüzde bu büyük antik kentin yer aldığı toprakların üzerinde Adana ili, Kozan ilçesine bağlı Dilekkaya köyü yer almaktadır. Şüphe yok ki Efes’in yaklaşık on katı büyüklüğe sahip bu kent tamamıyla ortaya çıkarıldığında üzerinden gelip geçen medeniyetlerle ilgili pek çok önemli bulgu ve eserlere sahip olacağız ve bu sayede Anavarza Türkiye’nin sayılı antik kentlerinden biri olacaktır. Anavarza antik kentinin tarihi hakkında neler biliyoruz? Mimari açıdan onu diğer kentlerden farklı kılan özellikleri nelerdir. Anavarza M.Ö. I. yüzyılda Romalılar tarafından kurulmuş bir kenttir. Roma’nın Ortadoğu’daki başkentidir. Kurulduğunda şehrin adı Anazarbos’du. Şehirde yapılan kazılardan elde edilen bulgulara dayanarak kentin kuruluş tarihinin Hristiyanlık öncesine uzandığını söyleyebiliriz. Mozaikler, kaya kiliseleri ve nekropolde yapılan araştırmalardan anlaşılacağı üzere şehrin kuruluşu İsa’dan öncedir. Tarihi kayıtlara göre M.Ö. 67 yılında Roma komutanı Pompeius, Doğu Akdeniz’i elinde tutan korsanları mağlup ederek ortadan kaldırmış, esir aldıklarını Kilikya Ovası’na yerleştirmiş, eski bir korsan olan Tarkondimotos’u da bölgenin kralı olarak Çukurova’nın iç kesimlerini yönetmek üzere buraya atamıştır.

M.Ö. 19’a gelindiğinde İmparator Octavianus Augustus tarafından şehre “Anazarbos eteğindeki Kaisareia” ismi verildi. Bu tarihten sonra şehir farklı zamanlarda çeşitli milletler tarafından yağma ve istila edildi. Örneğin 260 yılında Sasani Kralı I. Şapur büyük bir kıyım yaparak şehri zapt etti, yağmaladı. 380 yılında bu kez İsauria’lı Baibinos şehri bir kez daha vahşice yağmaladı. Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında gerçekleştirilen yeni eyalet düzenlemesiyle Kilikya eyaletinin başkenti ilan edildi. 525 yılındaki depremde büyük zarar gören şehir İmparator Lustinus tarafından onarıldıysa da 561 yılındaki ikinci bir depremde bir kez daha yerle bir oldu. Aynı yüzyıl içerisinde büyük bir veba salgını yaşayan kent 8. Yüzyıldan itibaren Müslüman Arapların hâkimiyetine geçti. Araplar bu şehre “Ayn-ı Zarba” adını verdiler. Abbasi halifesi Harun Reşit tarafından şehir 796 yılında şehir baştan aşağı yenilendi. Günümüze kadar gelen şehir surları bu dönemde yapıldı. Sayfadullah 956-957 yılları arasında bu surları yeniletti. Kent sonraki yıllarda Bizans, Ermeni Krallığı, Selçuklu, Memlûkluların ve Ramazanoğlularının hâkimiyetine girdi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katıldı. Görüldüğü gibi Anavarza çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yapılacak kazılarda, Roma, Arap, Ermeni, Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki yapıların ortaya çıkartılması ile Çukurova tarihine çok büyük katkı sağlanacağı şüphesizdir.

Olimpiyat şehri Anavarza

Anavarza, Roma dönemlerinde yapılan olimpiyatlarla da dikkat çekmektedir. Şehrin birçok yerinde bunun izlerini görmekteyiz. Kaya kabartmalarında ve olimpiyat için bastırılan hatıra paralarda olimpiyatların burada ne kadar önemli olduğunun görülmesi bakımından önemli kanıtlardır. Olimpiyatların burada yapılması şehrin önemini göstermektedir. O dönemlerde olimpiyatların çok az şehirlerde yapıldığı düşünüldüğünde Anavarza’nın önemi daha iyi anlaşılır.

Zafer takı

Anadolu’daki en önemli zafer takılarından biri olan kentin Tören kapısı, şehrin en görkemli yapısıdır. İsa’dan sonra 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun Perslere karşı kazanmış olduğu zaferin anısına yapılmış olan zafer takı, 22.5 metre uzunluğu ve 10.5 metre yüksekliğiyle şehrin girişinde yer alır. Bir zamanlar tören kapısı olan; kral ve ordularının şehre girdiği bu muhteşem yapı günümüze kadar çok da bozulmadan gelebilmiştir. Halk arasında Alakapı olarak adlandırılan yapı, siyah granitten korintik nizamında altı sütuna sahip olup, kemerleri üzerinde yer alan zengin süslemelerle göz kamaştırmaktadır. Alınlık ve arkritrav akantuslar, apireller çiçeklerle süslenmiş aslan boğa kabartmaları ve eros süslemeleri dikkat çeker. Bütün bunlar Roma döneminde şehrin ne denli önemli bir merkez olduğunun delilidir. Eser değişik afetlere, depremlere ve nihayetinde insan eliyle yapılan tahribata rağmen günümüze kadar ulaşmıştır. Alakapı’nın 1998 Ceyhan depreminde ayakta kalabilen kısımları yakın zamanda restore edilmiş, tamamen yıkılan kısımlarının da orijinaline uygun olarak onarımının kısa bir sürede gerçekleştirileceği yetkililer tarafından bildirilmiştir.

Anavarza mozaikleri

Anavarza şehri mozaikleriyle ünlü bir kenttir. Kentte halen ortaya çıkarılmamış onlarca mozaik zemin bulunmaktadır. Bu bakımdan şehre “mozaikler kenti” dense yeridir. Şehirde bugün ortaya çıkarılmış olan iki adet mozaikten biri Adana Kent Müzesi’ne taşınmış, diğeri ise açık arazide zamana karşı direnmektedir. Kentin hemen batısında eski Roma villalarının bahçesinde 3.40 x 2.60 metrelik bir havuzda bulunan bu mozaik ilgi çekici kompozisyonu ve renk uyumunun yanı sıra ince işçiliği ile önemli bir kültür varlığımızdır. Çeşitli geometrik motiflerle süslü çift koridor içindeki kompozisyonda ortada saçları omuzlarına dökülmüş bir erkek motifinin iki yanında boynuzlu deniz ejderi işlenmiş, erkeğin iki yanında ise birer Eros “ Cuption” yerleştirilmiştir. Eroslardan biri çıplak yunus balığı üzerine oturtulmuş diğeri ise giyimli bir balıkçı çocuğu olarak tasvir edilmiştir. M.S. 4. yy ait bu eser süre önce bulunduğu yerden sökülerek Adana Kent Müzesi’ne taşınmıştır. Aynı villanın biraz güneyinde bulunan 10.75×3.55 metre boyutlarındaki bir havuzun tabanını süsleyen ikinci mozaiğinde ise beyaz zemin üzerine siyah, açık kırmızı sarı ve firuze renklerle 18 farklı deniz hayvanı resmedilmiştir. Böylelikle havuzun kullanıldığı yıllarda hafif rüzgârla dalgalanan suda bu canlıların hareket ettiği hissi verilmiştir.

Anavarza kiliseleri

Anavarza antik kentinde dört kilise bulunmaktadır. Bunların en önemlisi şehir merkezinde bulunan 12 Havariler Kilisesi’dir. Deprem sonucu yıkılan kilise bugün adeta bir taş yığını halindedir. Sütunları ve taş işlemeleriyle dikkati çeken kilise yaklaşık 20 metre yükseklikte 45 metre boyunda oldukça büyük bir yapıdır.

İkinci kilise Anavarza Kalesi’nin “dış kale” bölümünde yer alır. 1080 yılından sonra yapılan bu kilisenin 1905 yılında çekilmiş fotoğraflarında tamamen sağlam olarak mevcudiyetini koruduğu görülmektedir. Ancak sonraki yıllarda bilinçsiz ziyaretçilerin tahribatıyla kilise bugün harabeye dönmüştür. Yapı içerisinde bulunan süslemeler tahrip edilmiş, binanın tavanında bulunan Ermenice yazılı taşlar sağa sola atılmış durumdadır.

Üçüncü önemli kilise ile iç kalede yer alan küçük kilisedir. Buraya erişmek oldukça zordur, yapı sağlam taşlardan yapıldığından kilise büyük oranda korunarak günümüze gelebilmiştir. Kilisenin giriş kapısının hemen kuzeyinde yan yana koyulmuş iki haç dikkat çekmektedir.

Son olarak “Ali Kesiği” adıyla anılan bölgeye yakın bir yerde yer alan kaya kilisesinden söz edebiliriz. Bu yapıdan da günümüze çok az bir kısım gelebilmiştir.

Krallar mezarlığı (Nekropol)

Anavarza kentinin en önemli bölümlerinden biri de kaya mezarları ve lahitlerdir. Nekropol, şehrin kaleye tırmanırken daha ilk metrelerinde karşımıza çıkan, Ali Kesiği mevkii olarak da adlandırılan bölgede bulunan kayaların oyulmasıyla oluşturulmuştur. Bu geniş alanda lahit mezarlar da mevcuttur. Hristiyanlık öncesi sunak yerleri de bulunan bazı mezarlarda değişik işlemeler ve çiçek motifleri yer almaktadır. Nekropolün farklı yerlerinde bulunan lahit mezarların bir kısmı Adana Müzesi’nde bir kısmı da köy içeresindeki mozaiklerin olduğu bölgede sergilenmektedir. Kaya mezarları arasında en dikkat çekici olanı Anavarza Kralı Tarkondimotos’un kızı Lila’nın kocasına ait mezar olup üzerinde raks eden kadın figürleri ve ilginç kitabesiyle şehrin hemen kuzeyinde bulunan dağa oyulmuştur.

Antik tiyatro stadyum ve kolezyum

Anavarza kentinin kale kısmının eteklerinde yapılmış olan antik tiyatro, dönemin kültürünün ne kadar yüksek seviyede olduğunu göstermesi bakımdan önemlidir. Bugün tiyatronun dış duvarları ve oturma yerlerinin bir bölümü ayaktadır. Sahne kısmı ise tamamen yıkılmış ve taşları bölgeden taşınmıştır. Tiyatronun hemen güneyinde bulunan hipodrom ise askeri şehrin talim ve spor müsabakalarının yapıldığı bir alandır. Alanın güney kısmında dağa oyulmuş bir tribünü mevcuttur. Anadolu’da bulunan üç “Collesium”dan bir olan Anavarza Collesium’u ise hipodromun hemen güneyinde şehrin dışında bulunmaktaydı. Roma döneminde burada gladyatörler vahşi hayvanlarla dövüştürülmekteydi.

Anavarzalı ünlü botanikçi eczacı Dioskorides

Anavarza’nın bu önemli özelliklerinin yanında bu şehirde doğan dünya çapında bir bilim adamı Pedanius Dioskorides ile de haklı bir şöhrete sahiptir. Dioskorides, Antik Çağ’da M.S. 1. yüzyılda Kilikya Eyaleti sınırları içerisinde yer alan Anavarza kentinde doğmuştur. Dioskorides, ilaçların ham maddesi olan bitkilerin özelliklerini anlattığı ‘De Materia Medica’ (İlaç Bilgisi Üzerine) adlı 5 ciltlik bir kitap yazmıştır. Dioskorides’in Materia Medica adlı bu kitabı 1400 yılı aşkın bir süre ders kitabı ve tedavi kitabı olarak tıpta kullanılmıştır. 400 ün üzerinde çizimle bitkilerin tıp alanında kullanılacağını anlatan kitabın el yazması orijinal bir örneği 1569 yılında Viyana kütüphanesine konmuştur. Dünyanın ilk duble yoluyla, şu ana kadar ortaya çıkartılmış antik dönemin en geniş geniş caddesiyle, tüm Kilikya bölgesinde bilinen tek görkemli zafer kapısıyla, Collesium’uyla, benzersiz mozaikleriyle, bir çok medeniyete beşiklik etmesiyle, dünyanın en uzun su kemerlerinden birine sahip olmasıyla 4000 dönüm üzerine oturan bu saklı hazine sizleri bekliyor…

* OTC NEWS’deki köşemde, Çukurova’dan Dünya’ya Büyük Miras Anavarza – Dioskorides araştırma yazılarımın devamında, konuğum olan. Çalışmaları ile Adana ve Kozan’da birçok önemli projeye imza atan değerli hocam, Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi, tarihçi yazar Abdurrahman Kütük’e çok teşekkür ederim.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It