25 Mayıs 2017

Dermokozmetikler tarihe mi karışacak, kişiye özel bir hal mi alacak?

metın uyar

Ecz. Metin UYAR yazdı…

 

Geçtiğimiz sayıdaki yazımdan bu yana adeta dünyadaki yenilikçi tedavileri keşfe çıktım. Nisan ayının başında Monte Carlo’da düzenlenen 15. Estetik ve Anti-Aging Tıp Dünya Kongresi’nde tek uygulamayla dokuz ay boyunca nemli ve ışıl ışıl bir cilde sahip olunabileceğini, Almanya’nın önemli dermatoloji uzmanlarından biri olan Dr. Patricia Ogilvie’den öğrendim.

Dr. Ogilvie’nin anlattığı uygulamada, derinin gördüğümüz tabakasının bir alt tabakası olan dermis tabakasına, çoklu noktalardan, çapraz bağlı hyaluronik asit uygulanıyor. Dr. Ogilvie “Daha önce mezoterapi uygulamalarıyla da hyaluronik asit cilde veriliyordu. Ancak etkisi iki, üç hafta içinde kayboluyordu. Burada kullandığımız madde çapraz bağlı olduğu için ve derinin daha alt tabakasına enjekte edildiği için vücuttan atılımı çok zor oluyor” dedi. Tek uygulamayla dokuz ay nemlilik sağlayabilen bir alternatif “in” oluyorken; her gün sürülmesi gereken kremler ne kadar zamanda “out” olur? Bu soru üzerine düşünmeye devam ederken; kongrenin stant alanında kişiye özel kozmetik ürünler olduğunu öğrendim.

Dermokozmetik ürünler tarihe karışır mı?

İsteyen kişiye yapılan DNA testi sonucuna göre cildinin lekeye, elastikiyet kaybına yatkınlığı ölçülebiliyor. Hasar onarım mekanizmalarınızın ne kadar çalıştığı ortaya koyulabiliyor. Bu sonuçları da kişiye özel dermokozmetik ürün önerileri takip ediyor. Yani dermokozmetik ürünler tarihe karışır mı, karışmaz mı bugünden yorumlamak zor olsa da; bu ürünlerin kişiye özel bir hal alacağını öngörmek zor değil. Bilginin güç olduğu çağımızda, yenilikleri bilerek değişimi yakalayan eczacıların, geleceği şekillendirici bir güce sahip olacağına inanıyorum. Bu kapsamda sektörel değişimleri ve yenilikçi tedavileri bir dedektif gibi takip edip, aksiyon planı almak gerekiyor.

Diyabette, kanserde ve psikiyatrik hastalıklarda yenilikçi tedaviler

Nisan ayında farklı ülkelerden gelen gazetecilerle Almanya’da; ilaç firması Boehringer Ingelheim’ın yıllık basın toplantısına katıldım. Çağımızın en büyük sorunu halini alan diyabet ve kanser gibi hastalıkların tedavilerine yönelik gelişmeleri doğrudan o araştırma projelerinin başında olan bilim insanlarından öğrenme fırsatını yakalamış oldum. Firmanın yenilik biriminden sorumlu Dr. Michael Pairet ile hastalıklara yönelik yeni yaklaşımları konuştuk. Pairet diyabet tedavisinde geliştirdikleri, SGLT2 inhibitörü olan yeni bir molekülü anlattı. Bu molekülün kandaki fazla şekerin böbreklerden atılmasını sağlayarak, farklı bir yoldan etki gösterdiğini açıkladı. İlaç şekerle birlikte fazla suyun, sodyumun ve kalorinin de böbreklerden atılmasını sağladığı için kilo vermeye yardımcı olmak gibi ek faydaları da bulunuyormuş. Bilimsel çalışmalarla yeni molekülün diyabet hastalarında kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri yüzde 40’a yakın oranda azalttığı, hastaları kalp yetmezliğine karşı koruduğu ve böbrek fonksiyon bozukluklarını azaltıcı etkisi bulunduğu da ortaya koyulmuş. Özetle, tip 2 diyabet hastalarına sadece tedavileri için değil, diyabetin beraberinde getireceği sorunlardan korunmaları için de yarar sağlayacak bir molekülün geliştirildiğine yönelik müjde verebiliriz. Amerika’da ve Avrupa’da kullanılmaya başlanan bu ürün, ülkemizde de ruhsatlandırma aşamasındaymış.

Kanserde kişiselleştirilmiş ilaçlar üretilecek

Dr. Pairet ile kanser araştırmalarındaki gelişmeleri de konuştuk. Hastaları iyileştirebilmeyi veya hastaların hayatta kalma sürelerini anlamlı derecede uzatabilmeyi hedeflediklerini anlatan Dr. Pairet, “Mesele kanserin akciğer kanseri mi yoksa başka bir kanser türü mü olduğu değil, daha ziyade, genetik yapısıdır. Gelecekte kanseri geliştiği doku türüne göre değil, ona neden olan gen mutasyonuna göre sınıflandıracağız. Böylece kansere yol açan mutasyona özgü bir ilaç geliştireceğiz. Buna da kişiselleştirilmiş ilaç diyeceğiz” dedi. Her tümör türü için bağışıklık sistemi aktivasyonunu sağlamayı hedeflediklerini anlatan Dr. Pairet, onkolitik virüslere karşı kanser aşısı geliştirmeye yönelik yatırımlar yaptıklarını da anlattı. Önümüzdeki 10 yıl içinde hangi hastalıkların daha çok gündemimizde olacağını sorduğum Dr. Michael Pairet, kanserin daha yaygın bir hal alacağını, bulaşıcı hastalıklara bağlı salgınlarla karşılaşabileceğimizi ve psikiyatrik hastalıkların ciddi şekilde gündemimize gireceğini söyledi. Psikiyatrik hastalıklara yönelik araştırma yaklaşımlarının tamamen farklılaştığını da öğrendim.

Farklı hastalıkların ortak semptomları

Dr. Pairet şizofreni, Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkların, bilişsel bozukluk gibi ortak semptomlarına odaklandıklarını vurgulayarak; “Farklı hastalıkların ortak semptomlarının altındaki mekanizmayı aydınlatabilir ve anhedoni yani kişinin daha önceden sevdiği veya zevk aldığı şeylerden artık zevk alamaması durumu gibi psikiyatrik hastalıkların beraberinde getirdiği sorunları ortadan kaldırabilirsek, hastalara ve yakınlarına gerçekten çok yardımcı olabiliriz” dedi. Yani hastalıklar hız kesmeden artış hızlarını sürdürseler de, araştırmacıların yoğun çalışmaları sayesinde bizim de hastalıklara karşı elimiz giderek güçlenecek gibi duruyor.

III. Akdeniz Eczacılık Kongresi deneyimi

Duyanlarınız olmuştur, 21-23 Nisan tarihlerinde III. Akdeniz Eczacılık Kongresi (MEDPHACON 2017) gerçekleştirildi. Mersin Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin düzenlediği bir etkinlikti. “Eczacılık ve İletişim” başlıklı sunumumla ben de kongrenin konuşmacıları arasında yer aldım. Kongreyi takip ettiğim kadarıyla şunu söyleyebilirim; geleceğin eczacılarıyla ne kadar gurur duysak az. Öğrenciyken kulüp kurmuş, yönetmiş ve bir dolu etkinliğin sorumluluğunu üstlenmiş biri olarak dışarıdan oldukça basit görülen ufacık detayların bile ne denli emek istediğini biliyorum. Üstelik bu emeği hiçbir karşılık beklemeden, sadece mesleğe katkı sunmak, meslektaşlarla bir araya gelip paylaşımda bulunabilmek için harcıyorsunuz. Bu nedenle de hiçbir firmanın sizi çalıştıramayacağı kadar gönülden, uzun saatler, içtenlikle ve aşkla çalışıyorsunuz.

Gençlerin gözlerindeki ışık…

Kongre ekibindeki gençlerin gözlerinde o ışığı o kadar iyi gördüm ki geleceğe dair içim umutla doldu. İşin daha da ilgi çekici bir yanı vardı. Farklı üniversitelerden gelen gençlerin içindeki meslektaş dayanışması ruhu… Bir ara Anadolu Üniversitesi ve Kemerburgaz Üniversitesi Eczacılık Fakülteleri’nden tanıdığım öğrencileri gördüm. Koşturuyorlardı. “Nereye yetişiyorsunuz” dedim? “Kokteyl alanına, yardımcı olacağız” dediler. Şimdi bu satırları okurken lütfen aklımızdaki her şeyi unutup düşünelim. Zihinlerimize enjekte edilen “rakipsin”, “hırslı olmalısın”, “daha çok…” gibi “değerlerin” yanında bu nasıl naif, nasıl samimi, nasıl güzel bir yaklaşım. Bu gençler belki de bambaşka bir eczacılık şekillendirecek. Kongre Başkanı Necmettin Acar ile tüm kongre ekibine ve şüphesiz diğer üniversitelerden kongreye katılarak mesleki gelişimlerini daha üniversite yıllarında önemseyen pırıl pırıl gençlere kocaman tebrikler. Onları destekleyen hocaları ve sponsor firmalar sizler de iyi ki varsınız.

 

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It