2 Nisan 2018

“ECZACILIK HAK ETTİĞİ YERE ECZACILARLA GELECEKTİR”

 elıf kaya 1 

Sağlık, sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenme, fitoterapi konusunda eğitim ve danışmanlık hizmeti veren Fitoterapist, GAPS Practitioner, Klinik Ecz. Elif Kaya ile bir söyleşi gerçekleştirdik:

Klinik Ecz. Elif Kaya kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdikten sonra uzun yıllar Etiler’de kendi eczanemde serbest eczacılık yaptım. 2006 yılında Marmara Üniversitesi Farmakoloji Ana Bilim Dalında Klinik Eczacılık yüksek lisansımı tamamladım. ABD Florida’da uluslararası klinik eczacılık kongre ve eğitimlerine katıldım. 2008-2010 yılları arasında Türkiye Homeopati Derneği’nden Homeopati eğitimi aldım. Bu süreçte Alman bir homeopat olan Gudrun Hanım ile tanıştım. Kendisinden hem tedavi hem de eğitim alma fırsatım oldu. Klasik tıp eğitiminin çok ötesinde insana bütüncül bakan, “hastalık yoktur hasta vardır” felsefesi ile tanıştım. İyileşme içerden başlıyordu ve benzer benzeri tedavi ediyordu. Eczanemde kabul ettiğim reçeteler ve gelen hastalarla yaptığım sohbetleri bu bakış ile değerlendirmeye başladım. Bu sırada beslenme ve psikoloji okumalarım hızla devam ediyordu. NLP, bilinçaltı formatlama eğitimlerini aldım. 2011-2012 döneminde konstelasyon-aile dizilimi eğitimi aldım, bu eğitim sayesinde geçmiş yükler ve hastalık ilişkisinin psikolojik boyutunu çok yakından görme fırsatı buldum. 2012 yılında eczanemin yanındaki dükkanı kiralayarak E-life isimli bir organik dükkan açtım. Şimdi buradan bakınca aslında hayat beni olmam gereken noktaya hazırlamış, beslenme ve sağlık danışmanı olmam için altını doldurabileceğim tüm profesyonel eğitimlerden gerekli olanları bana aldırmış çok şükür. Organik işine girince tohumdan, topraktan, ekolojiden, pestisit, herbisit, sertifikasyon süreçlerinden… bir sürü şey öğrendim. Beslenme ve nöroloji doktoru Natasha Campbell’ın kitabını okur okumaz sertifika eğitimine katıldım ve 2016’da GAPS Practitioner oldum. Gaps sertifikasını Türkiye’de sadece doktor ve diyetisyenlere veriyorlar ben bu sertifikayı alan tek eczacıyım. Umarım bu sistem değişir ve değerli meslektaşlarım da bu eğitime dahil edilirler. Son yıllarda aydınlanmaya başlayan bağırsak sağlığının önemi, bağışıklık hücrelerimizin %85’ten fazlasının bağırsakta olması, bağırsak-beyin ilişkisi, aldığımız eğitimin bel kemiğini oluşturdu. 2016 yılı sonu eczanemi devredip, insanlara “hasta olmadan önce koruyucu olarak neler yapabilecekleri” adına danışmanlık vermek üzere yola çıktım. Eğitim ve atölyeler yaptım. Bağırsak-hastalık ilişkisi üzerine danışmanlık verdim. 2017 yılında Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Fitoterapi Yüksek Lisans programını bitirdim ve fitoterapist oldum. 2017 yazında dünyanın en ünlü mutfak okulu olan Matthew Kenney Plantlab’da “Culinary Nutrition” eğitimimi tamamladım. İşin mutfağını da öğrenmiş oldum. Şimdi American School of Natural Health’de online Nutrition eğitimime devam ediyorum. Eğitim ve sağlık danışmanlığı şirketimi kurdum. Bugün aldığım bütün bu eğitimleri harmanlayıp, insanlara aktarabilmek heyecanı ile güne başlıyorum. Tek bir kimsenin bile hayatında, sağlığında pozitif bir değişime sebep olmak benim en büyük tutkum.

Eczanenizde klinik eczacılığı uyguluyordunuz… Klinik eczacılığın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Eczanemde hastalarla birebir ilgilenmeyi seven bir insandım. Klinik eczacılık yüksek lisansı yaptıktan sonra özellikle kronik hastaları takip edebileceğim formlar bastırdım. Diyabet, kolesterol, hipertansiyon hastalarını takip etmeye başladım. Her hasta için bir dosya tuttum. O dosyalara reçetelerini, dozlarını yazıyordum. Tavsiye ettiğim besin takviyelerini not ediyordum. Yapmaları gereken beslenme ve hayat tarzı değişiklikleri ile ilgili hastalara bilgi veriyordum. Hekim reçeteleri dışında evde kullanmış oldukları belki de bir bitki çayının ilaçla etkileşim yapabileceğini anlatıyordum. Klinik eczacılığı yavaş yavaş oturtmaya başlamıştım eczanemde. Zamanla şunu fark ettim: Kronik hastaların zaman içerisinde ya ilaçlarının dozu artıyor, ya da ilaçlarının yanına yeni bir ilaç takviye ediliyordu. Bu insanların yaşam kaliteleri çok düşüyordu. Acaba biz nerede yanlış yapıyorduk. Akut durumlarda ve cerrahi durumlarda modern tıp çok gelişmiş durumda iken kronik enflamatuvar hastalıklara geldiğimizde sınıfta kalıyorduk. Birebir hastalarımı takip ederken buna şahit oluyor ve üzülüyordum ki tam o döneme gelen Homeopati eğitimim hastalara başka bir perspektiften bakmama sebep oldu. Hipokrat’ın dediği gibi “Hastalık yoktur, hasta vardır”. Hastaya bütüncül yaklaşım çok önemlidir. İnsanların aslında ruh, zihin ve beden boyutunda bütüncül şifalanabileceğini ve yaşam enerjimizin iyileşmeye, dengeye gelebileceğini öğrendim. Dünyada klinik eczacılık çok ileride ve popüler. 2008 yılında Orlando’da dünyanın en büyük klinik eczacılık kongresine katılmıştım. Eğitimlere girdim. Klinik vakalar anlatıldı. Orada gördüğüm vakaların bizim fakültelerimizde anlatılmasını çok isterdim. Eczacılık fakültesi öğrencilerinin üçüncü sınıftan sonra mutlaka branşlaşmaları lazım ve eczacılık eğitimi de güncellenmeli. Beş yıl gibi uzun zaman geçirdiğimiz eğitim sürecinde temel eğitimleri aldıktan sonra spesifik konularda uzmanlaşmış ve konusuna dünya standartlarında hakim eczacılar olarak mezun olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Homeopati Türkiye’de popüler hale gelir mi?

Homeopati, Avrupa’da özellikle Almanya’da inanılmaz popüler. Fitoterapi ve Alternatif tedavilerde çok başarılı bir ülke Almanya. Homeopatide benzeri benzer ile iyileştirme ilkesi vardır. Bizim bugün konvansiyonel tıpta yaptığımız şey; anti-biyotik, anti-fungal, anti-diyabetik, yani hep bir baskılama üzerinden yürüyoruz. Vücudumuzu anti ajanlarla baskılıyoruz. Vücudumuza güvenmiyoruz. Oysa vücudumuz o kadar akıllı bir sistem ki. Hepimizde öyle büyük bir yaşam enerji var ki. Semptomlar ve dengesini kaybetmiş yaşam enerjisi sağlığına bütünsel olarak kavuştuğunda hastalık da geçmiş oluyor. Yani siz yaşam enerjinize çok hafif bir dokunuşla, çok düşük dozla doğal bir şekilde bir uyarı verdiğinizde sistem kendi kendini toparlayabilme iyileşebilme özelliğinde. Beslenme tarzı değişiklikleri ve günde bir saatlik veya yarım saatlik yürüyüşlerle hastanın hayatında bir artı oluşturulabiliriz. Veya fitoterapötik ajanlarla hastaların yaşam kalitelerini yükseltebiliriz. Eczacılara bu konuda çok çok iş düşüyor. Sağlık zincirinin ilk halkası eczacı. Hastalar doktora bile gitmeden eczacıya başvurabiliyor, doktora gidip reçetesini aldıktan sonra da ilk danıştıkları kişi eczacılar. Eczacılar olarak bizlerin öğrenmek ve güncellenmeye istekli olmamız, literatür taramak için zaman ayırmamız önemli. Böyle bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum.

Sorumluluk dediniz. Eczanedeki ekibin eğitimi de önemli değil mi?

Tabi ki. Çalışanların eğitimi çok önemli. Ben ekibimi eğiten bir eczacıydım. Yazın işler biraz azaldığı için onlara bir program çıkarırdım. O programda da aralarda onları sınav yapardım, Bana çırak olarak gelen kişi şu anda büyük bir eczanede baş kalfadır. Eczanem bir okul gibiydi adeta. Stajyerlere çok önem verirdim. Onlarla günde 1-2 saat sohbet ederdim. Okumaları gereken kitapları tavsiye ederdim. Asla naylon stajlara müsaade etmemeleri lazım. Çünkü onlar bizim geleceğimiz. Yeni eczacıların yanımızda pişmesi, usta-çırak ilişkisini yaşamaları gerekli. Meslek içi eğitimlerin ve eczane çalışanlarının eğitimi daha iyi bir hizmet verebilmek için çok önemli.

Hipokrat’ın dediği gibi, ‘Bütün hastalıklar bağırsakta başlar’. Son yıllarda önemi artmaya başlayan bağırsak sağlığı ile ilgili ne gibi çalışmalarda bulunuyorsunuz?

Kabızlık, ishal, şişkinlik, gaz, alerji, astım, egzema, kansızlık, sistit, uykusuzluk, tansiyon, Haşimoto, diyabet, fibromiyalji, hassas bağırsak sendromu, kolit, hemoroid, MS’ten tutun depresyon, anksiyete, panik atak, hiperaktivite, dikkat bozukluğu, otizm, epilepsi’ye kadar pek çok semptom direk bağırsaklarımız ile ilgilidir. Bağırsak sağlığı çok çok önemli. Biraz önce de bahsetmiştim eczaneme gelen hastalarda akut hastalıklar ve cerrahi konusunda modern tıbbın ne kadar başarılı olduğuna şahit olurken, kronik hastalıklarda bazı şeylerin yolunda gitmediğini farkettim. Beslenme ve nöroloji doktoru Natasha Campbell’ın“GAPS” kitabını okumamla her şey değişti. GAPS protokolü bağırsak sağlığının ne kadar önemli olduğunu, bağırsak-beyin ilişkisini anlatıyor. Bugün pek çok psikiyatrik, nörolojik hastaların altında aslında bağırsak sisteminin yattığını anlatıyor. Bağırsaklarımızdaki faydalı bakterilerin kaybına bağlı olan otoimmün hastalıkların bu kadar yaygın olması gerçekten dikkat çekici. GAPS protokolü; Dr. Natasha Campbell’in spesifik karbonhidrat beslenmesini geliştirerek oluşturduğu bir protokoldür. Bağırsak astarını iyileştirilerek geçirgen bağırsak sendromunu gidermek ilk hedeftir. GAPS protokolünde bir GAPS beslenme eğitimi modülü, besin takviyeleri modülü, detoksifikasyon ve yaşam tarzı değişiklikleri modülü vardır. Disbiyozis ve geçirgen bağırsak semptomunda yediğimiz, içtiğimiz şeylerin emilimini yapamadığımız için çok ciddi mineral ve antioksidan eksikliği yaşamaya başlıyoruz. Bugün toplumda çok ciddi B12, B6 ve D vitamini eksikliği görülmektedir. Kansızlık problemi çok yaygın. Bağırsaklarda faydalı probiyotikler azalmışsa besinlerdeki birçok vitamin, mineral ve antioksidanın emilimi yapılamıyor. İlaçların emilimi açısından da probiyotik bakteriler çok değerli ve önemli. Antibiyotikler, doğum kontrol ilaçları, antienflamatuvar gibi ilaçların bilinçsizce kullanılması, hekim ve eczacı gözetimi dışında kullanılması ile ince bağırsaktaki emilim hücreleri mahvoluyor. Böylece ilaçlar bağırsaktan kana toksik ajan olarak geçebiliyor. Kronik bağırsak hastalıklarında günümüzde inanılmaz bir artış var. Bağırsaklardaki sağlıklı florayı yerine koymamız, bağırsak astarını hızlı bir şekilde onarmamız lazım. Bunun için de GAPS diyeti harika bir beslenme protokolü.

Beslenme insan sağlığının önemli bir parçası. Beslenme ile ilgili insanlara ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

Mikrobiyotamız bizim neyle beslendiğimizle direkt ilişkilidir. Probiyotik bakterilerimiz için ağzıma attığımız şeylerin onları besleyecek ve kolonize olabilmelerini sağlayacak kalitede olması şart. Rafine, işlenmiş, kimyasal, herbisit, pestisit dolu gıdalar mikrobiyotamıza zarar verir, patojen bakterileri, parazitleri, fırsatçı maya ve mantarları besler ve denge bozulur. Leaky gut yani geçirgen hale gelmiş bağırsak astarını onarmak için et- kemik suyu, paça çorbası çok kıymetli. Biz anneannelerimizin, dedelerimizin mutfağına geri dönüş yapıyoruz. Bir müddet glutensiz-tahılsız beslenmek önemli. Fermente süt ürünleri; Yoğurt, kefir, ayran, fermente içecekler, sebzeler ve probiyotik turşular ile mikrobiyotamız desteklenmeli. Ne kadar doğal ve çok çeşitli probiyotik bakteri alabiliyorsak o kadar zenginlik bizim için. Ciğer, sakatat da yenmeli. Gezen, otlayan hayvanlar tercih edilmeli. Sağlıklı bir beslenme ile sağlıklı bir mikrobiyotamız ve immün sistemimiz olabilir.

Fitoterapinin de gün geçtikçe önemi artıyor. Siz aynı zamanda bir fitoterapistsiniz. Fitoterapi eczanelerde nasıl konumlandırılmalı sizce?

Fitoterapi de çok önemli. Fitoterapi ile ilgili halkı bilinçlendirmek için çalışmalar yapıyoruz. Eczacının fitoterapi danışmanlığı yapabilmesi için bu alana vakit ayırması lazım. Eczacıyı mali anlamda rahatlatacak bir alan ayrıca fitoterapi. Hastalara rahatlıkla tavsiye edebilecekleri doğan ürünler var bu alanda. Örneğin bir depresyon reçetesiyle eczaneye gelen bir hastaya; bağırsak rahatsızlıklarının da depresyona yol açabileceğini, bir melisa ya da tıbbi papatya çayının kendisine iyi gelebileceğini söylemenin de çok faydası dokunacaktır. Amaç burada hastanın eczacıya olan sadakatini artırmak ve iyileşmesine şahit olmak. Aromaterapi ürünlerimizi önerebiliriz. Eczacılık hak ettiği yere eczacılarla gelecek bir meslek. Bugün hep öfkeleniyoruz, söyleniyoruz ya aslında değişim bireyden başlıyor. Biz kendimizi değiştirmedikçe, bu dünyada hiçbir şey değişmiyor. Ben mesleğimin geleceği için çok umutluyum, heyecanlıyım. Eczacılık kutsal bir meslek. Şu an için serbest eczacılık yapmıyor olsam da meslekten kopmuş da değilim. Eczacı arkadaşlarıma ve çalışanlarına danışmanlık da veriyorum. Meslek içi eğitimler planlıyoruz bazı firmalarla.

2018 planlarınız neler?

Çok yakın bir zamanda bağırsak sistemi, detoks ve fitoterapi üzerine yeni bir eğitim vereceğim. GAPS kongrelerinde yaklaşık 300 -400 hekime eğitimler veriyorum. Bazı okullarda “önleyici tıp, sağlıklı yaşam” üzerine seminerler veriyorum. Konya’da Kasım ayında çok güzel bir GAPS eğitimi yaptık. Profesör hekimlerin de içinde olduğu hekim arkadaşlarıma “Hindistan cevizi yağı ve fitoterapideki önemi” ile “probiyotikler” hakkında sunumlar yaptım. Mayıs ayındaki GAPS Kongresi’nde de iki ayrı sunumum olacak.12 Nisan’da Medipol Üniversitesinde Mikrobiyota Kongresine konuşmacı olarak davet edildim. “Fermentasyon ve Bağırsak sağlığı için Antiinflamatuar beslenme” hakkında konuşacağım. Ayrıca Türkiye’de fitoterapinin daha iyi anlaşılması için fitoterapi ile ilgili halkı bilgilendirici bir proje üzerinde çalışmalarım devam ediyor. İnstagramda halk sağlığına hizmet eden @sağlıklıyaşıyoruz sayfasında Fitoterapist olarak düzenli yazılar paylaşıyorum. Bu sonbahar Fonksiyonel Tıp Akademisi eğitimlerine başlıyorum.

Eğitim atölyelerinde neler yapıyorsunuz?

İnsanlara sağlıklı beslenmeyi, bağırsak sağlığının önemini, mikrobiyotanın önemini, probiyotikleri anlatıyorum. Fermentasyon ve antiinflamatuar beslenme hakkında tarifler veriyorum. Probiyotik tarifleri, Fitoterapi reçeteleri veriyorum. Hasta olmamak için koruyucu ve önleyici sağlık ilkelerinden ve yaşam tarzı değişikliklerinden bahsediyorum. Eğitimler çok verimli geçiyor. Gençlere ulaşabilmek için Youtube kanalıma vakit ayırıyorum. İnsanları hastalanmadan önce koruyucu tıp ile koruyucu beslenme ile tanıştırabilmek adına böyle bir hizmet veriyorum.

İnstagram: @gapsdiyet

Youtube: “Elif Kaya ile Sağlıklı Yaşam”

Facebook: “Elif Kaya ile Sağlıklı Yaşam”

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It