19 Mayıs 2016

NE KADAR PROFESYONEL, NE DENLİ AMATÖRÜZ?

 

Piyasada belirli bir değeri olan, olduğu yere asla tepeden inme gelmemiş olan, aksine basamakları en alttan başlayarak tırmanarak gelmiş olandır.

Kimdir profesyonel? Nedir profesyonellik? İşini iyi bilen, gereklerini tam manası ile yapan, kaliteye her anlamda bağlı ve bağımlı olan (kişisel kalite, ilişki kalitesi, iş kalitesi)… Piyasada belirli bir değeri olan, olduğu yere asla tepeden inme gelmemiş olan, aksine basamakları en alttan başlayarak tırmanarak gelmiş olandır… Sahayı da, şartlarını da çok iyi bilir, her şeyi günceller kendisini ve bilgisini sürekli yeniler, yenilenir. Gücü tamamen bilgi –donanım ve tecrübelerinden gelir, oyunu kurallarına göre oynaması gerektiğini bilir ve bu bilinç üzere oynar… Hayır ile başlayan veya biten cümleleri sık sık ve fütursuzca kullanır hayatında, şablonculuğa asla prim tanımaz… Amacı köşe dönmek değil iş çıkarmaktır, iş yapmaktır, para nasılsa bir şekilde onu bulur, bulacaktır buna inanır. Ne kadar profesyonelleşirse profesyonelleşsin içindeki amatör çocuğa o denli sahip çıkar, onunla birlikte soluk alıp verir, onun hep kendisi ile kalmasını sağlar… Sahada ve sahnede sadece kendisinin olmasını yeğler, bencildir, sürekli düşünen, zorlayan bir beyni vardır, onlarca insan arasında bir anda yalnız kalabilmeyi başarır… Kah patron, kah müstahdem “profesyonelce davranan” herkes profesyoneldir. Bunu başarabilenlerse Profesyonellik gösterebilenlerdir ancak. Şimdi tüm bu yukarıda sayılanların aksini amatör ve amatörlük için düşünebileceğimiz gibi, iz düşümlerini daha da belirginleştirecek olursak… Öğrenmeye ve sürecine inanmayan, varsayımlar üzere davranan ve yaşayan kimsedir, sıradanlık ve yetersizlik hem görüntüsüne hem de konuşmasına sinmiştir, karışık ve dağınık bir akla sahiptir, sorunları genellikle görmezden gelmeyi yeğler ve onları açmayı, aşmayı ve paylaşmayı değil, saklamayı seçer… Bitmemiş ve bitmeyecek onlarca işle doludur, paradan anlamaz, doğru kullanamaz. Zoru ve engeli gördüğünde vazgeçmeyi tercih eder, hiçbirini alt etmek çaba sarf etmez, olabilirlik ve yapılabilirlikler üzerine fikir üretmez… Sürekli bir haksızlıktan dem vurur, hep yakınmaklı ve ağlamaklıdır… Bu onun için başarısızlıklara ve vakalara uydurulacak en iyi maskedir.

 

İşte tüm bu yazılanlar ışığında kendimizi nitelendirebiliriz.

Neyiz, ne değiliz?

 

Bununla birlikte bence tüm profesyonellerin başarılı birer dinleyici olduklarını unutmamalıyız.

Her türlü iş, sosyal ve toplumsal hayat içinde başarılı bir birey olmanın püf noktası dinlemekten geçiyor. İyi bir dinleyici olmak, iyi bir insan, iyi bir eş, iyi bir arkadaş, iyi bir baba olmak ve dahi iyi bir profesyonel olmak için olmazsa olmazımız olmalıdır.

 

Dinlediğimiz kadar iyiyizdir. Ve başarıyoruzdur.

 

Ve malumunuzdur; dinlemenin de bir rajonu vardır. Oyunu kuralına oynadığımız gibi, dinlemeyi de rajonuna göre gerçekleştirmeliyiz.

 

Göz temasını asla ihmal etmemeli, rahatlık hissi vermeliyiz. Muhatabımızın sözünü kesmeden, cümlesini bitirmesine müsaade etmeliyiz. Karşı tarafın söyleyecekleri tümü ile bitmeden ne yorum ne de değerlendirmede bulunmamalıyız. Jest ve mimiklerle dinlediğimizi göstermeliyiz, muhatabımız mevzunun içinde olduğumuzu hissetmeli. Kısa notlar almalı, durumu tam olarak anlamadan cevap vermemeliyiz. Ve elbette, dinlediğimiz kadar izlemeliyiz karşımızdakini ve sonrasında ondan dinlediğimiz şeyleri kısa bir özetle geçmeli… Tabiri caizse geri bildirim yapmalıyız.

 

Her hali ile muhatabımıza ve konuya odaklanmalıyız. Konuşma sonunda karşı tarafta gelecek sefer gerçekleşecek olası konuşmalarda bir iştah, bir heves oluşturmalıyız. Aksi durumlarda ikinci bir randevu ihtimalimiz olmayacaktır. Kimse sıkıcı, kendisini dinlemeyen birisine ikinci kez zaman ayırmak istemeyecektir.

 

Hepimize doyurucu ve akılda kalıcı görüşmelerle dolu, bol kazançlı bir ay dilerim.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It