21 Kasım 2019

SEN SENİ BİL, SEN SENİ

kerem 2

Ecz. Kerem DEMİRGİL yazdı…

Yazımın başlığını okuduğunuzda hemen Sezen Aksu’nun “Hadi Bakalım” isimli şarkısını mırıldandığınızı duyar gibiyim. Yazıma, hareketli ve bir o kadar da manidar bir şarkının sözlerinin hatırlanması ile başlamak gerçekten çok güzel oldu. Ancak, bugünkü yazımda sizlere müzikle ve şarkı sözleriyle ilgili konulardan bahsedeceğimi düşünüyorsanız, bir parça yanılıyorsunuz. Zira, başlığından da anlayacağınız üzere bugünkü yazım “Kendini bilmek” ile ilgili ve açıkçası bu başlığı koymamın nedeni de sizleri konu ile ilgili biraz düşünmeye sevk etmek. İşim gereği iletişim içerisinde olduğum binlerce kişi var. Birbirinden farklı sosyo-kültürel kimliğe sahip olan bu kişilerin, istatistiki olarak anlamlı bir kesimi ile zaman zaman çeşitli vesilelerle, profesyonel olarak bir araya geliyoruz. Hem birbirimizden bir şeyler öğreniyoruz, hem de çeşitli konularla ilgili olarak geri bildirimlerde bulunuyoruz. Genel olarak faydalı bulduğum bu geri bildirim toplantılarının sonrasında aklıma takılan soru hep şu oluyor:

 

“Acaba kendimizi yeterince tanıyor muyuz ve sınırlarımızı farkında mıyız?”

 

Cevaplarım zaman zaman değişiklik göstermekle beraber, büyük çoğunlukla kendi kendime verdiğim cevap:

 

“Hayır, kendimizi tanımıyoruz, değerimizi bilmiyoruz ve sınırlarımızı da farkında değiliz.”

 

Dilerseniz, yazıma devam etmeden önce sizlerle ünlü bir ismi tanıştırayım:

 

GABRIEL GARCIA MARQUEZ

 

Gabriel Garcia Marquez kimdir?

 

Gabriel José de la Conciliación García Márquez, (1927 – 2014), tüm Latin Amerika’da Gabo olarak bilinen Kolombiyalı yazar, romancı, hikâyeci ve oyun yazarıdır. 20. yüzyılın en önemli yazarlarından birisi olarak nitelendirilir. 1972’de Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü ve 1982’de de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştır.

 

Peki neden bugün yazımda bizlerle beraber “Gabriel Garcia Marquez”?  

 

Bizimle beraber, çünkü bugünkü konumuzla çok ilintili olduğunu düşündüğüm bir özlü söz söylemiş ve bu söz, gerçekten de benim hayat felsefemi değiştirmemi sağlamıştı okuduğumda çok ama çok uzun yıllar önce. Diyor ki üstad:

 

“Bir insanın en büyük hatası; başkalarına gereğinden fazla değer vermek değil, kendine hak ettiğinden daha az değer vermektir.”

 

Evet, sanırım şimdi üstadı yazıma niye konu ettiğimi anladınız. Gabriel Garcia Marquez sözünde, kendine hak ettiğinden daha az değer vermenin, aslında kişinin yapabileceği en büyük hatalardan biri olduğunu söylüyor.

 

Sıra geldi bir diğer ünlü şahsiyete. Büyük ihtimalle bu şahsiyete Gabriel Garcia Marquez’e olduğunuzdan daha fazla aşinasınızdır:

 

JOHANN WOLFGANG VON GOETHE

 

Johann Wolfgang Von Goethe kimdir?

Johann Wolfgang Von Goethe (1749 – 1832),  Alman hezarfen, edebiyatçı, siyasetçi, ressam ve doğabilimcidir. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur. Çağının en önemli filozoflarından biridir. Der ki Goethe:

 

“İnsanın en büyük hatası şudur; kendini olduğundan büyük görmek ya da kendine hak ettiğinden daha az değer vermek.”

 

Bu da farklı bir bakış açısı. Zira, işin içine bu sefer de kendini olduğundan büyük görmek hatası girdi.

Sizlere yazımın hemen başında bahsettiğim geri bildirim toplantılarında karşıma çıkan kişileri, içinde bulundukları psikolojik duruma göre aşağıdaki gibi sıralayabilirim:

  • Kendini olduğundan daha değerli ve önemli görenler
  • Başkalarını olduğundan daha değerli ve önemli görenler
  • Her şart altında insanın değerli olduğu görüşüne sahip olanlar
  • Hiç bir şekilde insanın değerli olmadığını düşüncesine sahip olanlar
  • Kendilerine az, başkalarına çok değer verenler ya da tam tersi

 

“Aslında çok sık rastladığımız, gerçekten de profesyonel olarak her alanda karşımıza çıkan tipler değil mi bunlar?

“Kendisini değersiz ve önemsiz gören kişilerden onlarcasını, insan kaynakları, satış, pazarlama, finans, lojistik alanında ve hatta şirketlerin kaptan köşkünde görmemiz nasıl oluyor da mümkün oluyor?”

 

“Ya da tam tersi, bizim değersiz ve önemsiz olarak gördüğümüz kişiler, nasıl oluyor da o koltuklarda oturabiliyorlar?”

 

“İnsanlar neden kendilerine değer biçerken çok cömertken, başkalarına karşı bu kadar cimri olabiliyorlar?”

 

Peki neden?

Cevap oldukça basit.

Çocukluğumuzdan itibaren bizi başkalarının düşünce ve değer yargıları şekillendiriyor. Bize roller biçiliyor ve bu rolleri oynamamız bekleniyor. Maskelerimizi takıyor ve rollerimizi oynamaya başlıyoruz. Bir süre sonra da zamanı gelince, farkediyoruz ki “kendimizi tanımıyoruz, bilmiyoruz ve neler yapabileceğimizi farkında değiliz.” Çünkü oynadığımız senaryo ve roller bizim değil.

 

Ne kadar da yazık değil mi? Kendini pire sanan develer, deve sanan pirelerle çevrili tüm dünyamız.”

Peki ne yapmalıyız?

Cevabı zaten yazıma başlarken vermiştim ve konumuzun da “kendini bilmek” olduğunu belirtmiştim. Buyurun işte cevabım

Hacı Bayram Veli’den, “Sen seni bil, sen seni”

Bilmek istersen seni, Cân içinde ara cânı. Geç cânından bul ânı, Sen seni bil, sen seni.

Kim bildi ef´âlini, Ol bildi sıfâtını, Anda gördü zâtını, Sen seni bil, sen seni.

Görünen sıfâtındır, O´nu gören zâtındır, Gayri ne hâcetindir, Sen seni bil, sen seni.

Kim ki hayrete vardı, Nûra müstagrak oldu, Tevhîd-i zâtı buldu, Sen seni bil, sen seni.

Bayram özünü bildi, Bileni anda buldu, Bulan ol kendi oldu, Sen seni bil, sen seni.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It